“Çalışan suistimali” (occupational fraud), Türk Ceza Kanunu’nda tek başına tanımlanmış bağımsız bir suç değildir. Kavram; bir çalışanın, yöneticinin, şirket ortağının veya kurum içinde belirli bir yetkiye sahip kişinin görevini, yetkisini, erişim imkânlarını ya da kendisine duyulan güveni kişisel veya üçüncü kişiler lehine kötüye kullanarak gerçekleştirdiği farklı hukuka aykırı fiilleri kapsayan üst bir sınıflandırmadır.
Bu nedenle kurum içinde tespit edilen her suistimal aynı hukuki sonucu doğurmaz. Fiilin hangi suçu oluşturduğu; para veya malın failin eline nasıl geçtiğine, hile kullanılıp kullanılmadığına, belgelere müdahale edilip edilmediğine, bilişim sistemlerinden yararlanılıp yararlanılmadığına ve failin özel sektör çalışanı, banka mensubu veya kamu görevlisi olup olmadığına göre değişir.
Aynı olay ayrıca disiplin ve iş hukuku, tazminat sorumluluğu ve ceza hukuku bakımından ayrı ayrı değerlendirilebilir.
Çalışan suistimalinde gündeme gelebilecek başlıca suçlar
1. Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma — Türk Ceza Kanunu, m. 155
Güveni kötüye kullanma suçu, çalışanın kendisine belirli bir amaçla teslim edilen bir mal üzerinde teslim amacına aykırı biçimde tasarrufta bulunması durumunda gündeme gelebilir. Suçun hizmet ilişkisi nedeniyle teslim edilen eşya üzerinde işlenmesi ayrıca düzenlenmiştir.
Buradaki temel ayrım, malın başlangıçta çalışanın eline hukuka uygun biçimde geçmiş olmasıdır. Çalışan mala görevi nedeniyle zaten zilyet olmuş, ancak daha sonra onu kendisinin veya başkasının yararına kullanmıştır.
Örneğin; müşteri tahsilatının şirkete aktarılmaması, şirkete ait ekipmanın satılması, teslim edilen malın kişisel amaçla kullanılması vb.
2. Hırsızlık — Türk Ceza Kanunu, m. 141 ve devamı
Bir malın çalışana teslim edilmediği, buna karşılık çalışanın işverenin veya başka bir kişinin zilyetliğinde bulunan taşınır malı rıza dışında aldığı durumlarda hırsızlık suçu gündeme gelebilir.
Güveni kötüye kullanma ile hırsızlık arasındaki önemli ayrımlardan biri, malın başlangıçta faile teslim edilip edilmediğidir.
Örneğin; depodan ürün çıkarılması, şirket kasasından yetkisiz para alınması, işyerine ait cihazların izinsiz olarak götürülmesi vb.
3. Dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık — Türk Ceza Kanunu, m. 157–158
Çalışanın hileli davranışlarla kurumu, yöneticileri, müşterileri veya üçüncü kişileri yanıltarak kendisine ya da başka bir kişiye menfaat sağlaması hâlinde dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir.
Dolandırıcılık suçunda yalnızca kurum parasının alınması değil, menfaatin sağlanmasını mümkün kılan bir aldatma mekanizmasının bulunması önemlidir. Fiilin kanunda belirtilen belirli yöntemlerle gerçekleştirilmesi hâlinde nitelikli dolandırıcılık hükümleri uygulanabilir.
Örneğin; sahte masraf talebi oluşturulması, gerçekte olmayan tedarikçiye ödeme yaptırılması, hayali personel üzerinden maaş alınması, sahte satış veya prim kaydı oluşturulması vb.
4. Özel belgede sahtecilik — Türk Ceza Kanunu, m. 207
Şirket içindeki birçok belge hukuken özel belge niteliğinde olabilir. Özel bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak biçimde değiştirilmesi veya sahte olduğu bilinerek kullanılması ceza sorumluluğu doğurabilir.
Örneğin; sahte fatura, sahte gider belgesi, değiştirilmiş sözleşme, sahte bordro, gerçeğe aykırı ödeme belgesi vb.
Belgede sahtecilik ile dolandırıcılık aynı olay içerisinde birlikte de gündeme gelebilir. Sahte belgenin kurumu yanıltarak ödeme alınması amacıyla kullanılması hâlinde her fiil ayrıca hukuki değerlendirme gerektirir.
5. Resmî belgede sahtecilik — Türk Ceza Kanunu, m. 204
Resmî belge niteliğindeki belgelerin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kullanılması resmî belgede sahtecilik suçunu gündeme getirebilir.
Örneğin; sahte kamu kurumu yazısı, değiştirilmiş resmî izin belgesi, gerçeğe aykırı resmî kayıt, sahte ruhsat veya izin belgesi vb.
Belgenin özel belge mi yoksa resmî belge mi olduğu, suçun hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından önemlidir.
6. Bilişim suçları — Türk Ceza Kanunu, m. 243–244
Modern çalışan suistimallerinin önemli bir bölümü ERP, muhasebe, CRM, insan kaynakları, ödeme veya bankacılık sistemleri üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Bir çalışanın yetkisi bulunmadığı hâlde bilişim sistemine girmesi veya sistemde kalması; verileri bozması, yok etmesi, değiştirmesi veya erişilemez hâle getirmesi olayın özelliklerine göre bilişim suçlarını gündeme getirebilir.
Örneğin; yetkisiz sistem erişimi, tedarikçi IBAN bilgisinin değiştirilmesi, muhasebe kayıtlarının silinmesi, log kayıtlarının yok edilmesi, kullanıcı yetkilerinin manipüle edilmesi vb.
Ancak çalışanın sisteme erişim yetkisinin bulunması, sistem üzerinde gerçekleştirdiği her usulsüz işlemi otomatik olarak bilişim suçu hâline getirmez. Yetkinin kapsamı ve veri üzerindeki müdahalenin niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
7. Kişisel verilere ilişkin suçlar — Türk Ceza Kanunu, m. 135–136
Çalışan suistimali yalnızca para veya malın alınması biçiminde gerçekleşmez. Kurumların elindeki kişisel veriler de ekonomik veya stratejik değere sahip olabilir ve kötüye kullanılabilir.
Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, ele geçirilmesi, başkasına verilmesi veya yayılması ceza sorumluluğu doğurabilir.
Örneğin; müşteri listesinin satılması, çalışan bilgilerinin üçüncü kişilerle paylaşılması, banka müşteri bilgilerinin dışarı aktarılması, kimlik ve iletişim bilgilerinin kopyalanması vb.
Bu tür olaylarda ceza hukuku sorumluluğunun yanı sıra 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bakımından da ayrıca yükümlülük ve yaptırımlar gündeme gelebilir.
8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrının açıklanması — Türk Ceza Kanunu, m. 239
Çalışanlar görevleri sırasında fiyatlandırma modelleri, müşteri portföyleri, ürün formülleri, üretim yöntemleri, teklif stratejileri veya henüz kamuya açıklanmamış ticari bilgiler gibi sır niteliğindeki verilere erişebilir.
Bu bilgilerin yetkisiz biçimde açıklanması veya üçüncü kişilere aktarılması, olayın özelliklerine göre ceza sorumluluğu doğurabilir.
Örneğin; müşteri portföyünün rakibe verilmesi, gizli fiyat listesinin paylaşılması, ihale teklifinin rakibe aktarılması, ürün formülü veya üretim bilgisinin açıklanması vb.
Bankacılık alanında müşteri ve banka sırlarına ilişkin ayrıca özel düzenlemeler bulunmaktadır.
9. Kamu görevlileri bakımından zimmet — Türk Ceza Kanunu, m. 247
Günlük dilde şirket parasının çalışan tarafından alınması sıklıkla “zimmet” olarak adlandırılır. Ancak ceza hukuku bakımından zimmet daha dar ve teknik bir kavramdır.
Zimmet suçunun faili kural olarak kamu görevlisidir. Bu nedenle sıradan bir özel sektör çalışanının işverenin parasını kendisine geçirmesi, yalnızca bu nedenle Türk Ceza Kanunu anlamında zimmet suçunu oluşturmaz.
Örneğin; tahsil edilen kamu gelirinin kişisel kullanıma geçirilmesi, kamu kurumuna ait malın sahiplenilmesi, görev nedeniyle koruma ve gözetim altında bulunan kurum parasının alınması vb.
Özel sektör çalışanları bakımından benzer fiiller güveni kötüye kullanma, hırsızlık, dolandırıcılık veya başka suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir.
10. Bankacılık zimmeti — 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, m. 160
Bankacılık sektörü bakımından özel bir zimmet düzenlemesi bulunmaktadır. Banka mensuplarının görevleri nedeniyle zilyetlikleri kendilerine devredilmiş veya koruma ve gözetimleri altında bulunan para, evrak, senet veya diğer malları kendilerinin ya da başkalarının zimmetine geçirmeleri ayrıca suç olarak düzenlenmiştir.
Örneğin; müşteri parasının sahiplenilmesi, hesaplardan yetkisiz para aktarılması, banka varlıklarının kişisel çıkar için kullanılması, işlemi gizlemek amacıyla sahte kayıt oluşturulması vb.
Dolayısıyla “zimmet” kavramının kullanılmasında failin sıradan özel sektör çalışanı mı, kamu görevlisi mi yoksa banka mensubu mu olduğu belirleyicidir.
11. Rüşvet — Türk Ceza Kanunu, m. 252
Kamu görevlileriyle bağlantılı çalışan suistimallerinde rüşvet suçu da gündeme gelebilir. Kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması karşılığında menfaat sağlanması rüşvet kapsamında değerlendirilebilir.
Örneğin; ihale karşılığında menfaat sağlanması, ruhsat işlemi için ödeme yapılması, denetim sonucunu değiştirmek amacıyla menfaat verilmesi vb.
Bu tür olaylarda yalnızca menfaati alan kamu görevlisi değil, koşullarına göre menfaati sağlayan özel sektör çalışanı veya yöneticisi bakımından da ceza sorumluluğu doğabilir.
12. İrtikâp — Türk Ceza Kanunu, m. 250
İrtikâp, esas olarak kamu görevlileri bakımından gündeme gelen bir suçtur. Kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuz veya güveni kötüye kullanarak kendisine ya da başkasına yarar sağlaması belirli koşullarda irtikâp suçunu oluşturabilir.
Örneğin; işlemin yapılmaması baskısıyla menfaat istenmesi, kamu hizmetinin yerine getirilmesinin menfaat şartına bağlanması, kamu görevinin sağladığı nüfuz kullanılarak ödeme talep edilmesi vb.
13. Görevi kötüye kullanma — Türk Ceza Kanunu, m. 257
Görevi kötüye kullanma da kamu görevlileri bakımından gündeme gelebilecek suçlardan biridir.
Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevin gereklerine aykırı davranılması veya görevin gereklerinin yapılmasında ihmal ya da gecikme gösterilmesi belirli koşullarda ceza sorumluluğu doğurabilir.
Örneğin; belirli bir şirkete hukuka aykırı avantaj sağlanması, yapılması gereken işlemin bilinçli biçimde geciktirilmesi, görev yetkisinin mevzuata aykırı kullanılması vb.
Her görev veya disiplin ihlali otomatik olarak görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz. Suçun kanunda belirtilen unsurlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekir.
14. İhaleye fesat karıştırma — Türk Ceza Kanunu, m. 235
Kamu ihalelerine ilişkin belirli hileli veya hukuka aykırı müdahaleler ihaleye fesat karıştırma suçunu gündeme getirebilir.
Örneğin; teklif bilgilerinin rakibe aktarılması, belirli firmanın kazanması amacıyla şartların manipüle edilmesi, rakiplerin ihaleye katılmasının engellenmesi, tekliflerin gizlice paylaşılması vb.
Somut fiile iştirak eden özel sektör çalışanları ve yöneticileri bakımından da ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
15. Finansal kayıtların ve şirket hesaplarının manipülasyonu — Türk Ceza Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun ilgili hükümleri
Çalışan suistimalinin bir başka görünümü şirketin muhasebe ve finansal raporlama kayıtlarının gerçeğe aykırı biçimde değiştirilmesidir.
Bu tür eylemler tek bir suç tipine bağlı olmayabilir. Yapılan işlemin niteliğine göre Türk Ceza Kanunu’nun yanı sıra Vergi Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu ve sektörel düzenlemeler de uygulanabilir.
Örneğin; hayali satış kaydı oluşturulması, giderlerin gizlenmesi, sahte fatura kullanılması, gelirlerin olduğundan yüksek gösterilmesi, zararların gizlenmesi, bilanço kalemlerinin manipüle edilmesi vb.
Aynı suistimal birden fazla suçu gündeme getirebilir
Çalışan suistimallerinin hukuki değerlendirmesinde önemli noktalardan biri, tek bir olayın birden fazla fiilden oluşabilmesidir.
Örneğin bir muhasebe çalışanının sahte bir tedarikçi oluşturması, bu tedarikçi adına sahte belgeler düzenlemesi, şirketten ödeme yapılmasını sağlaması ve sonrasında işlemi gizlemek amacıyla sistem kayıtlarını değiştirmesi tek bir “para alma” eylemi olarak değerlendirilmez.
Somut olayda dolandırıcılık, belgede sahtecilik, güveni kötüye kullanma veya bilişim suçları gibi birden fazla suç tipi gündeme gelebilir. Hangi suçların oluştuğu ve bu suçlar arasındaki hukuki ilişkinin nasıl kurulacağı olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilir.
1. Üç ayrı sorumluluk hattı
Kurum içinde tespit edilen bir usulsüzlük tek bir hukuki sonuç doğurmaz. Aynı olay iş hukuku, özel hukuk ve ceza hukuku bakımından farklı süreçlere konu olabilir. Bu süreçler farklı amaçlara, usullere ve ispat ölçütlerine dayanır. Bu nedenle birindeki sonuç diğerini her durumda otomatik olarak belirlemez.
2. Disiplin ve iş hukuku
Çalışanın eylemi, kurum içi disiplin hükümleri ve iş hukuku bakımından ayrıca değerlendirilir. Uyarı, disiplin yaptırımı, görev veya yetki değişikliği ya da iş sözleşmesinin feshi gibi sonuçlar gündeme gelebilir.
Bir fiilin ceza hukuku bakımından suç oluşturmadığının belirlenmesi, aynı fiilin iş sözleşmesinden veya kurum içi düzenlemelerden doğan yükümlülüklere aykırı olmadığı anlamına gelmez. İşveren, güven ilişkisinin bozulması, sadakat borcunun ihlali veya kurum politikalarına aykırılık gibi hususları iş hukuku çerçevesinde ayrıca değerlendirebilir.
3. Tazminat
Suistimal sonucunda kurumun uğradığı maddi zararın giderilmesi özel hukuk sorumluluğunun konusudur. İşveren veya zarar gören diğer kişiler, uğradıkları zararın tazmini için ayrıca hukuk yoluna başvurabilir.
Hukuk yargılamasındaki ispat ve değerlendirme sistemi ceza yargılamasından farklıdır. Bu nedenle ceza davasında mahkûmiyet kararı verilmemesi, zararın varlığı veya özel hukuk sorumluluğu bakımından her durumda aynı sonucun ortaya çıkacağı anlamına gelmez.
Tazminat sorumluluğunda temel sorular; bir zararın meydana gelip gelmediği, bu zararla çalışanın davranışı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı ve zarardan kimin hangi ölçüde sorumlu olduğudur.
Ceza
Ceza hukuku, bu üç hat içerisinde kişi bakımından en ağır sonuçları doğurabilecek alandır. Bir çalışanın davranışının etik açıdan yanlış, kurum politikalarına aykırı veya iş sözleşmesinin ihlali niteliğinde olması tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Fiilin kanunda açıkça suç olarak tanımlanmış olması ve suçun maddi ve manevi unsurlarının somut olayda gerçekleşmesi gerekir. Ceza yargılamasında mahkûmiyet için suçun işlendiğinin her türlü makul şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulması aranır.
Bu nedenle kurum içi bir incelemede “suistimal tespit edildi” sonucuna ulaşılması ile belirli bir kişinin ceza hukuku anlamında suçlu olduğunun kabul edilmesi aynı şey değildir.
Kısacası aynı olay üç farklı soruyu gündeme getirir:
- Disiplin ve iş hukuku: Çalışan kurum kurallarını veya iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ihlal etti mi?
- Tazminat: Bir zarar meydana geldi mi ve bu zarar kim tarafından karşılanmalı?
- Ceza: Kanunda tanımlanmış bir suç işlendiği ve bu suçun belirli kişi tarafından işlendiği ceza yargılamasının gerektirdiği ispat düzeyinde kanıtlandı mı?
Bu üç sorunun cevabı her olayda aynı olmak zorunda değildir.
Sonuç olarak, çalışan suistimali tek bir suç veya tek bir sorumluluk türü olarak ele alınamaz. Somut olay; kullanılan yöntem, failin statüsü, meydana gelen zarar ve deliller çerçevesinde disiplin, tazminat ve ceza sorumluluğu bakımından ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
